This nice dating theme is compatible with WordPress 2.7, ready for threaded comments come with WP 2.7, and tested on various major web browsers. For better usability, we integrated the widely.

Beyazıt Öztürk otel yapacak

Beyaz” lakaplı şovmen Beyazıt Öztürk, üniversite eğitimini gördüğü Eskişehir’e otel yaptıracak

  AA

Beyazıt Öztürk, eski fabrikalar bölgesinde 2 milyon liraya aldığı arsaya turistik otel yapacak. 5 milyon liraya mal olacak otel için çalışmalara başlandı. Hafta içinde Eskişehir’e gelen Öztürk, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’la görüştü. Başkan Ataç, Öztürk’ün Eskişehir’e bir otel yapacağını doğruladı. Öztürk de, eğitim gördüğü ve ekmeğini yediği Eskişehir’e vefa borcu olarak buraya yatırım yapacağını kaydetti.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS
AD

EDP ile SHP’nin birleşti

Yeni kurulan EDP ile SHP’nin birleşmesinin öngörüldüğü, SHP 3. Olağanüstü Kurultayı yapılıyor. Yapılan konuşmalar sonrası birleşme için yapılan oylamada oy birliğiyle birleşme kararı alındı. Genel başkanlık ise Ziya Halis’in.

 

AA

Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) Genel Başkanı Ziya Halis, ”Bir kesim, ’solu ve CHP’yi böldüğümüzü’ ifade ediyor, ‘AKP’yi güçlendirdiğimizi’ söylüyor. CHP, 20 yıldır Türkiye siyasetinde aktif olarak yer almaktadır. CHP’nin bugüne kadar iktidar olmasının önündeki engel biz değildik” dedi.

Yeni kurulan EDP ile SHP’nin birleşmesinin öngörüldüğü, SHP 3. Olağanüstü Kurultayı, Anadolu Gösteri Merkezi’nde başladı.

Atatürk posteri ve Türk bayrağının yanı sıra SHP ve EDP liderlerinin posterleriyle süslenen kurultay salonunda, İstiklal Marşı ve saygı duruşunun ardından kürsüye gelen Halis, yaptığı konuşmada, SHP, ”Yeni Sol” ve ”Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz” gruplarının bir araya gelerek, kurultaya bir çatı altında katılmalarının tarihi bir adım olduğunu belirtti.

Halis, 1980 Anayasası’nın halkın iradesiyle değiştirilmesini, emekçi halk kesimlerinin ekonomik ve demokratik haklarını en gelişmiş düzeyde yaşayabilecekleri bir ortamın sağlanmasını, bütün inançlara eşit hak ve özgürlükleri getirecek bir yapılanmayı hedeflediklerini ifade etti.

”Kürt sorunu”nun çözümü ve kalıcı barışın sağlanması için emek ve demokrasi güçleri olarak barışçıl politikaların yaratıcısı olacaklarını dile getiren Halis, ”Dağdakileri ovaya indirerek sosyal ve siyasal yaşama katılmalarını sağlamak, gerçekleştirmemiz gereken hayati bir görevdir” dedi.

Halis, başlattıkları yeni siyasi harekete bazı olumlu ve olumsuz tepkiler aldıklarına değinerek, şunları kaydetti:

”Gelen tepkilerin bir bölümü hareketimizi destekleyen ve bizi onurlandıran kimseler. Diğer bir kesim, ’solu ve CHP’yi böldüğümüzü’ ifade ediyor. ‘AKP’yi güçlendirdiğimizi’ söylüyor. CHP, 20 yıldır Türkiye siyasetinde aktif olarak yer almaktadır. CHP’nin bugüne kadar iktidar olmasının önündeki engel biz değildik. Bize, ‘AKP’nin ekmeğine yağ süreceksiniz’ diyenler yanlış adrese mektup yazıyorlar. Onların mektup yazacağı adres, şüphesiz ki Baykal ve CHP’nin kendisidir.”

EDP’nin sadece bir bölgenin partisi olmadığını vurgulayan Halis, ”Demokrasiye inanan bir Türkiye partisi olarak ülkemizin her köşesinde yaşayan bütün halkımızın partisi olacağız” diye konuştu.

SHP’LİLERE VEDA

SHP Genel Başkanı Hüseyin Ergün de vefat eden eşine 2009 yılında genel başkanlığı bırakacağını söylemesine rağmen, ancak onun ölümünden bir kaç ay sonra bunu gerçekleştirme fırsatı bulduğunu ifade etti. Ergün, ”Şimdi senden af dilemek neye yarar? Yine de bağışla beni, ışıklar içinde yatan sevgili eşim” sözleriyle gözyaşları içerisinde duygularını ifade etti.

Türkiye’de siyasi yelpazenin solunda yaşanan boşluğa ve yeni hareketin bu boşluğu doldurmaya aday olduğuna işaret eden Ergün, ”bölünerek çoğalmaktan, bütünleşerek çoğalmaya geldiklerini” söyledi.

Ergün, artık siyasette yol ayrımına geldiğini belirterek, ”partidaşlarından haklarını helal etmelerini” istedi.

Bundan sonra, yakınlarıyla daha fazla vakit geçirmeye çalışacağını ifade eden Ergün, ”Bu yürüyüşte bundan sonra bize Sayın ve sevgili Ziya Halis önderlik edecek” dedi.

Konuşmaların ardından, SHP ve EDP’nin birleşmesine ilişkin oylama yapıldı. Oy birliğiyle iki partinin birleşmesi kararlaştırıldı. Daha sonra, genel başkan seçimine geçildi. Seçime, tek aday olarak Ziya Halis katıldı.

Kurultayda, BDP Genel Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan, KESK Genel Başkanı Sami Evren, diğer bazı siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri ile milletvekilleri yer aldı.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Organ bağışında 3 kat artış

Türkiye’de, Organ ve Doku Nakli Bölge Koordinasyon Merkezlerinin sayısının artması, beyin ölümü bildiriminin zorunlu hale gelmesi ve eğitimler sonucu, 2006 yılından günümüze organ bağışında yaklaşık 3 kat artış gerçekleştiği bildirildi.

BURSA - Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü Organ Nakli Sorumlusu Dr. Nilgün Kocamanoğlu, organ bağışının artması için çalıştıklarını söyledi.

Organ bağışı sayısının artmasında, eğitimin önemine işaret eden Kocamanoğlu, şöyle devam etti:

”2006 yılından itibaren organ ve doku nakli bölge koordinasyon merkezlerinin sayısını 9′a çıkardık. Sağlık personelini eğittik. Bakanlık olarak bölgesel eğitimler düzenledik. Bölgelerdeki organ nakli koordinatörleri de bölgelerindeki sağlık personeline sürekli eğitim veriyor. Beyin ölümü olduğu zaman bunun bildirimi zorunlu hale getirildi. Böylece, beyin ölümü olduğu zaman organ nakli koordinatörlerinin, o kişilerin yakınlarından organ bağışı talebinde bulunup, ailelerden izin alma ihtimalini artırdık. Bu organizasyonlarla, 2006 yılından günümüze organ bağışında yaklaşık 3 kat artış gerçekleşti.”

Kocamanoğlu, gelişmiş ülkelerde kadavra organ bağışının milyon kişi başına 20-25 civarında bulunduğuna dikkati çekerek, son yıllardaki yükselişe rağmen Türkiye’de milyon kişi başına düşen donör sayısının 3,6 olduğunu vurguladı.

 

-”İYİ BAKIM YAPILDIĞINA İNANIYORLARSA”-

 

Nilgün Kocamanoğlu, böbrek, karaciğer ve kalp yetmezliği hastalıkları bulunanların, organ bağışı bekleyen hastalar arasında başı çektiğini belirterek, şöyle konuştu:

”Böbrekte diyaliz devreye girdiği için hastaların yaşam süreleri daha uzun oluyor ama kalp ve karaciğerde böyle şans olmadığı, hastalar kaybedildiği için bekleyen hasta sayısı az gibi görünüyor. Bekleyen çok hastamız var. O yüzden eğitimlerin devamlı olması gerekiyor. Bölgelerde ne kadar çok organ nakliyle ilgili çalışma yapılırsa, gerek halk eğitimi gerek sağlık personeli eğitimi ne kadar çok yapılırsa, o bölgede ciddi şekilde duyarlılık artıyor. Önemli olan insanların bu konuda bilgilenmiş olması. Bilgilendiği zaman halkımız, kesinlikle organ bağışına yatkın. En acılı anlarında bile organ bağışında bulunabiliyorlar. Beyin ölümü olan hastanede, hasta yakınları hastalarına iyi bakım yapıldığına inanıyorlarsa çok rahat organlarını bağışlayabiliyorlar.”

Organ bağışının artmasında, beyin ölümünün atlanmamasının büyük önemi bulunduğunu ifade eden Kocamanoğlu, aileden izin alınması açısından ”Beyin ölümü olunca nerede, nasıl hareket edilir”i bilen uzmanlar yetiştirdiklerini anlattı.

Kocamanoğlu, kişilerin hayattayken organlarını bağışlamasının önemine değinerek, vatandaşlardan bu konudaki duyarlılıklarını artırmasını beklediklerini sözlerine ekledi.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Kolesterolü düşüren madde

Tiroid hormonunu taklit eden bir maddenin kötü kolesterolü düşürebileceği bildirildi.

 

WASHINGTON - İsveç’in Karo Bio laboratuvarında geliştirilen eprotirom maddesinin, ilaç tedavisinin yeterli olmadığı kişilerde kötü kolesterolün düşmesini sağladığı belirtildi.
İsveç ve Norveç’de yapılan araştırmalarda bu madde, daha önce kolesterol ilacı kullanmış kişilerin kötü kolesterolünü yüzde 32′ye kadar düşürdü, ayrıca maddenin zararlı yan etkisine rastlanmadı.
Kolesterol seviyesini düşürmek üzere yapılan klinik deneylerde kandaki iyi ve kötü kolesterol ile diğer yağların seviyesini ölçen araştırmacılar, 25 miligram eprotirom alanların kötü kolesterolünün yüzde 22, 50 miligram alanlarınkinin yüzde 29, 100 miligram alanlarınkinin yüzde 32 düştüğünü belirledi.
Ayrıca, eprotiromun iyi kolesterolü sadece yüzde 3 düşürdüğü görüldü.
Bilim adamları, bu sonuçların, “eprotiromun kolesterol ilaçlarının yerini alabileceğini göstermediğine dikkati çekerek, maddenin kolesterol ilaçlarıyla birlikte tamamlayıcı tedavi sunabileceğini ya da ilaçların yan etkilerini kaldıramayanlara verilebileceğini” vurguladı. 
Araştırma, “New England Journal of Medicine” dergisinde yayımlandı.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

NARENCİYE SEKTÖRÜ” SIKINKILI GÜNLER GEÇİREN TARKAN’I GÖZETİM ALTINA ALDI!…

Narenciye ihracatının artmasında tanıtım çalışmalarında yer alarak etkili olan Tarkan’ın uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınmasından sonra, Narenciye Tanıtım Grubu’nun şarkıcının hedef kitle üzerindeki algılanmasını takibe aldığı bildirildi.

Kavak, şöyle devam etti:
“Tarkan’ın seyircisi ile olan ilişkilerini gözlemliyoruz. Şarkıcıdan bir soğuma mı var? Yoksa etrafında bir kenetlenme mi oluşuyor? Buna bakıyoruz.  Tanıtım çalışmaları Rusya’da çok etkili oldu. Tarkan’ın özellikle bu ülkedeki algılanmasını takip ediyoruz. Tüm artıları ve eksileri değerlendiriyoruz.”

 

KAMPANYANIN DEVAM ETMESİ İSTENİYOR

Kavak, Tarkan ile yapılan tanıtım faaliyetlerinin narenciye sektörünün yanı sıra turizme de olumlu yansımaları olduğuna işaret ederek, birçok kesimden kampanyanın devam etmesi talebi aldıklarını ifade etti.
Talepleri değerlendirdiklerini anlatan Kavak, “Tarkan ile 2010 yılı sonuna kadar sözleşmemiz var. Şarkıcının algılanmasını izliyoruz. Eğer büyük çoğunluk halen seviyorsa devam ederiz” diye konuştu.
Kavak ayrıca, Tarkan gibi sanatçıların çok kolay yetişmediğini belirterek, bu tarz olay yaşayan sanatçıları hemen yok etmek yerine topluma yeniden kazandırılmasının sağlanması gerektiğini belirtti!..

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

EVLİ OLDUKLARI BOŞANINCA ORTAYA ÇIKTI!… OYUNCU NEŞE SAYLES İLE TOPÇU İBRAHİM KAŞ’İN EVLİLİKLERİ İKİ YIL SÜRDÜ!..

Athena grubundan Hakan Özoğuz ile yaşadığı ilişkiyle adını duyuran ve şimdilerde Kanal D’de yayınlanan “Çok Güzel Hareketler Bunlar” programında rol alan Neşe Sayles ile Beşiktaş’ın defans oyuncusu İbrahim Kaş’ın iki yıl önce evlendikleri ortaya çıktı. İtalya-Vicenza doğumlu 25 yaşındaki Sayles ile ondan bir yaş küçük olan Kaş, 28 Temmuz 2008 tarihinde Kadıköy’de nikâh masasına oturdu. İkili, olası bir boşanma durumunda mal varlıkları konusunda sıkıntı yaşamamak için evlenirken “mal ayrılığı sözleşmesi” de imzaladı. Ancak evlilikleri kısa süre sonra çıkmaza girdi. 

 

Evliliği gizledi
Geçtiğimiz eylül ayında boşanmak üzere mahkemeye başvuran Sayles, dilekçesinde Kaş’ın sorumsuz davrandığını, kumar oynadığını, başka kadınlarla birlikte olduğunu ve evliliğini gizlediğini öne sürdü. Sayles’in iddiasına göre Kaş, onu ve arkadaşlarını evliliği gizlemeleri için tehdit de etti. Facebook’taki sayfasına bekar olduğunu yazan Kaş, Beşiktaş dergisine verdiği röportajda da “Evli değilim, evlenmeyi de düşünmüyorum” demişti. Ünlü futbolcudan hiçbir talepte bulunmayan Sayles, sadece boşanmak istediğini belirtti. Ancak Kaş, mahkemeden ek süre talep edince duruşma mart ayına ertelendi. Dava, 25 Mart Perşembe günü saat 11.30’da Kadıköy 2. Aile Mahkemesi’nde görülecek.
 

 

(Hürriyet)

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

TÜRK SANAT MÜZİĞİ’NİN USTA İSİMLERİNİ BİR ARAYA GETİREN “FASL-I ŞAHANE”NİN BASIN TOPLANTISINDA TARTIŞMA VE GERGİNLİK YAŞANDI!..

Türk Sanat Müziği’nin devleri İstanbul, İzmir ve Ankara’da gerçekleşecek “Fasl-ı Şahane” isimli konserler dizisi için bir araya geldi. Bülent Ersoy, Muazzez Abacı, Seçil Heper, Mustafa Sağyaşar, Samime Sanay, Yaşar Özel, Zekai Tunca, Nalan Altınörs ve Yıldırım Bekçi önceki gün Dedeman Otel’de gerçekleştirilen basın toplantısına katıldı. Dokuz sanatçının bir araya geldiği toplantıda fikir ayrılıkları yaşandı.

Konser öncesi gerginlik

Türk Sanat Müziği’nin hiçbir zaman acınacak bir duruma gelmediğini savunan Muazzez Abacı, “Türk sanat müziği, Türk bayrağı dalgalandığı sürece hiç kimse Türk Sanat Müziği’ne bir şey yapamaz. Ama şu var zaman zaman gündemden düşebilir, bu hiçbir his değildir. Türk Sanat Müziği’ni kurtarmak gibi bir çabamız yok” diye konuştu. Bu ana kadar yolunda giden toplantıda Yaşar Özel’in yaptığı açıklamalardan sora gerginlik yaşandı.
Özel, “Türk Sanat Müziği Türk insanını ifade eder… Şimdi etrafta bir yığın türler var ama aslında hepsi alt yapıda Türk Sanat Müziği yapıyor. Beş yaşında bir çocuk da şarkı söyleyebilir. Şarkıyı söylemek başka şarkıyı yaşamak başkadır. Bunun içinde çok geç kaldık. Maalesef ki Türk Manat müziği’ndeki arkadaşlar çok bencil, herkes benim diyor. Hiçbir zaman dayanışma ve kaynaşma içerisine giremedik” diye konuştu.

Uzun süre konuşmaları dinleyen Samime Sanay söz alarak “İki assolisti fotoğraf çektirmek için bile bir araya getiremezdiniz bugüne dek. Çünkü herkes en büyük benim, en güzel ses benim der. Bu yüzden yapımcımız Sinan Kuzucu’yu tebrik ediyorum bunu başardığı için. Eskiden Türk Sanat Müziği ’nin icra edildiği yer gazinolardı ama artık birçok sebepten ötürü öyle değil. Artık Türk Sanat Müziği belli bir kesime hitap ediyor. Dolayısıyla el ele vererek bu grubu oluşturmaya karar verdik” diye konuştu. Tekrar söz alan Yaşar Özel, “Bu işi eski günlere götürmenin yollarını arayacağız. Bir seferberlik ilan ediyoruz” diye konuştu. Bülent Ersoy bunu asla kabul etmediğini belirterek “Buna seferberlik dersek, Abacı’nın yaptığı konuşmanın hepsi boşa gider. Böyle bir şeyi ben kabul etmiyorum” dedi. Muazzez Abacı, “Ben de asla kabul edemem” diye konuştu. Sayan’ın yaptığı açıklamalara da karşı çıkan Abacı, “Ben 10 yıl Bülent Hanım’la Maksim’de çalıştım. Emel Sayın’la aynı şekilde çalıştım. Nasıl assolistler bir araya gelmez dersiniz. Biz hep bir aradaydık” dedi.

‘Neden konuşturuyorsun?’

Sayan’ın yaptığı açıklamalara çok sinirlenen Abacı mikrofonların duymayacağı şekilde yapımcı Sinan Kuzucu’ya “Neden konuşturuyorsun bu kompleksli karıyı?” dedi. Abacı daha sonra Ersoy’un kulağına eğilerek “Konuşturma diyorum Sinan’a ama dinlemiyor” şeklinde kameraların duyamayacağı şekilde fısıldadı. Genç nesilden kimleri beğendikleri sorulduğunda ise; Abacı “Böyle klişe sorular çok sıkıcı” derken Ersoy da, “Ben bizden sonra gelenleri göremiyorum” diyerek genç sanatçılara gönderme yapmayı ihmal etmedi.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Bir gecede ne kadar nefessiz kalıyorsunuz?

ADANA – Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Barlas Aydoğan, “Uyku Apnesi” bilinen uyku sırasında nefessiz kalmanın, günümüzün en yaygın rahatsızlıklarından biri olduğunu ve ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Aydoğan, üst solunum yolu ve merkezi sinir sisteminin tembelliği ile ortaya çıkan nefessiz kalmanın, genellikle burundaki etler, kıkırdak eğirilikleri, küçük dil ile ilgili sorunlar, bademcikteki büyüme, çenenin küçük olması gibi nedenlerle ortaya çıktığını belirtti.

Üst solunum yolunun uyku sırasında tekrar tekrar tıkanması ile kendini gösteren apnenin, kişinin gündelik yaşamını etkileyici, hatta ölümcül riskler taşıyan sonuçlar doğurabileceğini anlatan Prof. Dr. Aydoğan, şöyle konuştu:

“Uyku apnesine maruz kalan kişi, gün içinde aşırı uyku hali, konsantrasyon kaybı yaşar. Bunun yanı sıra sabah dinlenmeden kalkma, horlama, aşırı terleme, sık tuvalete gitme, ağızda kuruluk, dikkat eksikliği, konsantrasyon eksikliği, depresyon da apnenin sonuçlarıdır. Uyku sırasında kalbe düzenli oksijen gitmemesi kalp krizlerine, beyne oksijen gitmemesi ise felçlere neden olabilir. Bu tür şikayetler, göz ardı edilmemeli, kişi mutlaka uyku testine tabi tutulmalı.”

SAYI VE SÜRE ÖNEMLİ
Apnenin, uyku sırasında saatte 5 defadan fazla ve 10 saniyeden uzun süren solunum durması olarak adlandırıldığını belirten Prof. Dr. Barlas Aydoğan, bu sayının artmasının ise hastalığın şiddetini de artıracağını kaydetti.

Apnenin tedavi öncesi olarak uzman doktor tarafından gruplandırılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Aydoğan, bunun için ise kişinin polisonografi denilen uyku testine tabi tutulması ve tedavisinin de test sonuçlarına göre yapılması gerektiğini bildirdi.

Polisonografi ile kişinin gece boyunca, beyin dalgaları, göz hareketleri, solunum sayılarının kontrol edildiğini anlatan Prof. Dr. Aydoğan, değerlendirmeye göre cerrahi müdahale ve ilaçla tedavi yöntemlerinin uygulandığını kaydetti.

Prof. Dr. Aydoğan, uyku apnesinden korunmak için aşırı kilonun yanı sıra, alkol, sigara, kafein içeren maddelerden de uzak durulması gerektiğini sözlerine ekledi.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Kadınlar ağrıya daha dirençli

Kadınlar ağrıya daha dirençli

Adet sancısı, gebelik ve doğum ağrısı başta olmak üzere her kadın yaşamı boyunca şiddetli ağrılarla karşı karşıya kalıyor. Kadına özel bu ağrıların dışında, karın, baş ve eklem ağrılarını da kadınlar erkeklerden daha fazla yaşıyor. Ağrı kişisel bir kavram. Her birey bu sözcüğün anlamını yaşamı boyunca edindiği deneyimlerle kavrıyor. Ancak her iki cinsiyette de farklı biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler değişik ağrı deneyimlerine neden oluyor.

Acıbadem Ağrı Tedavi Merkezi’nden Prof. Dr. Süleyman Özyalçın, “Ağrı vücudun belirli bir bölgesinden kaynaklanan, bir doku hasarına bağlı olan veya olmayan, insanın geçmişteki deneyimleri ile ilgili hoş olmayan, duyusal bir histir” diye ağrıyı tanımlayarak şöyle devam ediyor:
“Tekrarlayıcı ağrı yakınmaları bakımından kadın ve erkek cinsleri arasındaki farklılıklar ergenlik çağı döneminde başlar ve erken yetişkinlik döneminde sürer. Çocukluk çağında da cinsiyet farklılıklarına bağlı ağrı şikayetleri olabilir. Genellikle kız çocukları, ailenin ilk çocukları ve alt sosyo-ekonomik sınıfların çocuklarında ağrı yakınmaları daha fazladır ve bu psikolojik bir olaydır. Erkek çocuklar ise ağrı yakınmalarını daha iyi kontrol altına alırlar.”

KADINLAR VE ERKEKLER FARKLI AĞRILAR YAŞIYOR
Ağrı konusunda kadın ve erkek arasındaki farklıkların üç temel sebebi bulunuyor: Hormon ve organ farklılıkları, kültürel ve toplumsal rollerdeki farklılıklar ve adale farklılıkları.

Kadınların cinsiyet organları ve hormonal değişimleri farklı ağrı deneyimlerine yol açıyor. Kadınların çoğu adet ağrısı, yumurtlama ağrısı, gebelik ve doğum ağrısı gibi patolojik olmayan nedenlere ait ağrılar yaşıyor. Tüm genç kızların yaklaşık yüzde 50’si erken ergenlik döneminde adet ağrısı deneyimine sahip. Geç ergenlik döneminde ise bu oran yüzde 75’e ulaşıyor. Geç ergenlik ve erken yetişkinlik çağında ağrıların şiddeti daha da artıyor.

Değişen kadın erkek rollerinin ve yaşamdaki biçimlerinin ortaya çıkardığı durumlar da ağrı üzerinde çeşitli etkilere sahip. Örneğin bu yüzyılın başında, bel ağrılarının erkeklerde kadınlardan daha sık görüldüğü kabul edilirdi. Ancak endüstriyel toplumların hızlı gelişimi sonucunda kadının iş hayatına ve üretime giderek daha aktif katılması, bel ağrıları konusundaki kadın erkek farklılığını ortadan kaldırdı. Kadın adalelerinin daha zayıf, erkek adalelerinin ise daha güçlü olması ise bazı ağrıların kadınlarda daha fazla ya da daha sık görülmesine neden olabiliyor.

KADINLARIN AĞRI DENEYİMİ DAHA FAZLA
Biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler ağrının algılanması ve ağrılı duruma ilişkin davranışlardaki farklılıklarda da etkili bir rol oynuyor. Acıbadem Ağrı Tedavi Merkezi’nden Dr. Selçuk Dinçer bunu şöyle açıklıyor:
“Beyindeki kimyasal, metabolik, fiziksel ve hormonsal değişiklikler ağrı algılaması, iletimi ve duyarlılığı bakımından her iki cinste farklılığa yol açmaktadır. Deneysel araştırmalara ait bilgiler, biyolojik faktörlerdeki değişikliklerin kadınlarda baş ağrısı ve migren şikayetlerinin daha sık olmasına neden olduğunu düşündürmektedir. Psikolojik ve sosyolojik faktörler ağrının algılanması ve ağrılı duruma ilişkin davranışlardaki farklılıklarda etkilidir.”

Kadın ve erkek arasında ağrının algılanması bakımından farklılıkların psikolojik ve sosyolojik açıdan iki önemli nedeni var: Birincisi kadın ve erkeğin yaşamları boyunca farklı ağrı deneyimlerine sahip olması, ikincisi ise kadın ve erkeğin toplumda kendilerinden beklenen farklı sosyal rollerinin olması. Cinsiyetle ilgili farklı sosyal beklentiler ağrıya tepkiyi de belirliyor.

Dolayısıyla ağrılar karşısında erkek ve kadın, aralarındaki farklı sosyal rol nedeniyle farklı tutum izliyor. Kadın ağrı duyduğunu rahatlıkla dile getirip doktora başvururken erkek bu konuda kadına oranla daha çekingen ve kendini saklamaya meyilli oluyor. Bu, kadının toplumdaki rolüyle ilgili sosyo psikolojik bir farklılık. ‘Kadın, sosyal sorumlukları gereği ağrısının bir an önce geçmesi için tedavi yolu ararken erkek, ağrısının olduğunu belirtmekten bile kaçınmaktadır’ diyen Prof. Dr. Özyalçın, kadınların erkeklerden daha çok ağrı yaşadığı yanılgısının kaynağında kadınların ağrıyı daha çok dile getirmesinin yattığını söylüyor.

Kadınların ağrıya erkeklerden daha dayanıklı ve dirençli olduğunu söylemek de mümkün. Bunun bir nedeni, kadınlarda östrojen gibi bazı hormonların ağrıdan koruyucu özelliklere sahip olması. Yapılan araştırmalara göre kadınların, örneğin ameliyat sonrası ağrılarda daha az ağrı kesici kullandığı ortaya çıkmış. Ancak erkeklik hormonlarının da ağrı giderici etkileri olduğuna ilişkin araştırmalar da bulunmaktadır. Kadınların ağrıya daha dirençli olmalarının önemli bir nedeni de ağrı konusunda daha deneyimli ve daha hazır olmaları. Özellikle doğum yapmış kadınların doğum ağrısı deneyimi ve pek çok kadının adet ağrısı deneyimi kadınların erkeklere oranla ağrıya daha dirençli olmalarını sağlıyor.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Kış mevsiminde ‘yüz felci’ riski

Edirne Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Hatice Gül, gözyaşı ve tükürük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulguların yüz siniri felcinin belirtisi olduğunu söyledi.

EDİRNE – Edirne Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Hatice Gül, soğuk havalarda karşılaşılan sağlık sorunları arasında yüz felcinin de bulunduğunu bildirdi

Yüz sinirinin çalışmamasının en belirgin bulgusunun yüzün bir yanındaki hareketlerin azalması veya kaybolması olduğunu ifade eden Uzm. Gül, “Gözyaşı ve tükürük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulgular yüz siniri felcinin belirtisidir. Yüz felci, yüzün kaslarını uyaran sinirlerde ortaya çıkmakta. Bu durumda ağızda ve yüzün değişik yerlerinde kaymalar meydana gelmekte” dedi.

Toplumda en sık görülen yüz felci sebebi olan ve “Bell paralizisi” adı verilen bu durum, yüz sinirinin iç kulak çevresindeki bir bölümünde iltihap ve ödem oluşmasıyla gelişmekte olduğunu bildiren Uzm. Dr. Gül, şunları kaydetti:
“Yüz çok fazla soğuğa maruz kalan bir bölgedir. Soğuk ve rüzgar da yüzdeki virüsleri tetikler ve yüzdeki sinir uçlarında ödem oluşturabilir. Yüz felci tedavi edilebilen bir hastalıktır. Bu nedenle yüz felci bulguları olan hastalar hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdırlar. Bu hastaların büyük çoğunluğu tedaviyle iyileşmektedir.”

YÜZ FELCİNDEN KORUNMA YOLLARI
Vücut direncini düşüren rahatsızlıklar, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonun yüz felcinin tedavi süresini uzatmakta olduğu gibi hastalığa kaynak oluşturduğunu anlatan Dr. Gül, bu tip hastalıkları olanların özellikle beslenmelerine dikkat ederek, tedavilerini aksatmamaları gerektiğini bildirdi.

Uzm. Dr. Gül, korunma yöntemlerini şöyle sıraladı:
“Soğuk ve rüzgarlı havalarda yüzü mutlaka sert hava akımından korunmak gereklidir. Kar maskesi, atkı takarak yüzün rüzgarla temas önlenmelidir. Cereyan yapacak şekilde pencereler açık bırakılmamalıdır. Soğuk hava, soğuk günlerde dışarı çıkılırken mutlaka yüz ve başı soğuktan koruyacak şekilde şapka, şal ve atkı kullanılmalıdır. Banyo sonrası saçlar tam kurutulmadan dışarı çıkılmamalı, rüzgara karşı durulmamalıdır.

Çok soğuk havalarda, özellikle erkekler tıraş olduktan sonra en az 10 dakika bulundukları ortamdan çıkmamalıdırlar. Tıraş, sıcak ya da soğuk suyla değil, ılık suyla olunmalıdır. Ayrıca havalar çok soğuk olmasa da rüzgara maruz kalmamak için otomobil kullananların da camlarını açmaması önemlidir.”

SAKIZ ÇİĞNEMENİN ÖNEMİ
Yüz felci olan hastaların, sağlık kuruluşuna gitmelerinin yanı sıra hekimlerce verilen tedavi ve önerilere uymaları gerektiğini hatırlatan Uzm. Dr. Gül, “Tedavide yüz egzersizleri de çok önemlidir. Yüz felci hastaları, yüz kaslarına masaj yapmalı, sıcak uygulamalı ve bu kasların hareket etmesini sağlamak için sakız çiğnemeli. Özellikle uzun süren yüz felçlerinde yüz kasları hareketsizlikten güçsüzleşirler ve daha sonra yüz siniri çalışsa bile yüzde asimetri ve güç kaybı olabilir. Hastanın kendi kendine uygulayabileceği masaj ve sakız çiğneme dışında fizik tedavi uygulanması da hekimin gerekli gördüğü durumlarda önerilebilir” dedi.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS
 Page 1 of 2  1  2 »
RSS